Yaşasın! Ne kadar da ideolojik seviyoruz birbirimizi!

09.02.2020
658

Sevgi neydi? Sevgi emekti…”

diye bir replik geliyor aklıma gecenin derin, benim ise o derinliğin içinde yüzmeyi öğrendiğim saatlerde. Sonra Karl Marx geliyor aklıma. Ne diyordu Marx amca?

“Eğer, sen insanı insan olarak ve onun dünya ile ilişkisini de insani bir ilişki olarak görürsen; sevgiyi ancak sevgiyle, güveni ancak güvenle değiştirebilirsin. Eğer sanattan zevk almak istersen, sanat kültürüne sahip bir insan olman gere- kir. Eğer diğer insanlar üzerinde etkili olmak istersen, ger- çekten canlandırıcı ve uyarıcı etkiye sahip bir insan olman gerekir. İnsan ile ve doğa ile ilişkilerinin her biri, senin gerçek ve bireysel yaşamının, iradenin nesnesine uygun dü- şen belirgin bir imgesi olmalıdır. Eğer sen karşılıklı sevgi uyandırmadan seversen; yani senin sevgin sevgi olarak, kar- şılıklı-paylaşımlı bir aşkı uyandırmazsa; eğer seven insan ola- rak senin yaşamsal etkinliğinle sen kendini sevilen kişi duru- muna dönüştüremiyorsan başarılı bir üretici olamadığın için senin aşkın güçsüzdür ve bu senin insanlığın adına bir talihsizliktir, gerçek mutsuzluktur.”

Özetlemek gerekirse gerçek sevginin bilgisine erişebilmek için emek sarf edilmelidir. Sanattan zevk almak istiyorsan sanata sevgi beslemeli sanatın ne olduğunu bilmelisin. Sana- tın ne olduğunu bilmezsen sanatın sana vereceği şeyleri an- lama yetinde zayıf kalır ve zevk odağın vasat olur. Bu sebeple sevgi emektir.

Sevginin ne olduğuna dair bir bilgilendirme yaptıktan sonra asıl konumuz olan sevginin yozlaşmasına değinmek isti- yorum. Sevginin yozlaşması ağır bir itham gibi gözükse de doğru bir yaftalama olduğu kanaatindeyim.

Sevginin Yozlaşması

Kapitalizm insanları bireysel bir rekabet içine sokmuştur. “Benim” kelimesi değerlenmiş sahip olma durumu daha bir ön plana çıkmıştır. Buzdolabı kültürü de insanı stokçuluğa itmiş, paylaşım kültürünü neredeyse ortadan kaldırmıştır. İnsanlar artık sahip oldukları şeyleri ceplerine doldurmaya eğilimli hale geldiler. Sadece eşyaları değil insanları da cep- lerine doldurdular. “Herkesle arası iyi ama kimseyle samimi değil” gibi cümle kalıpları hayatımızda yer edindi. Ağaç kesileceği zaman ortaya çıkan testere gibi kullanım alanına göre “Alo, Hamdi neredesin?” tarzı cümlelerle insanları ara- yıp işimizi yaptırır olduk. Böylece insanları sevme eylemimiz onları kullanabilme ihtimalimizle orantılı olarak gelişti. Yani bir insanı sevmemiz onu ne kadar kullanabildiğimizle oran- tılı oldu. Bundan dolayı insanlar bize iyi davranıp başka- larına kötü davransalar bile o insanları sevdik. Halbuki kişi herkese karşı iyiyse, iyi diyebiliriz.

Sevgiye dair olan her şeyi yok etmeye devam eden kapitalizm aile içi ilişkilerimize de karışmaktadır. Franz Kafka, salt para- ya indirgenmiş aile ilişkilerini anlatırken sevgiye dair olan her şeyin, para olmadığı zaman yok olduğunu gözler önüne sermiştir. Kafka’nın Dönüşüm adlı eserinde Gregor Samsa karakteri, bir sabah uyandığında böceğe dönüştüğünü fark eder. Bundan dolayı işine gidememektedir. İşine gidemediği için de eve para getirememektedir. Aile bireyleri ise Gre- gor’un böceğe dönüşmesinden ziyade eve para getirmeme- sine üzülür, öfkelenirler. Üzüntüleri aslında Gregor’a duyu- lan bir üzüntü değildir. Daha önce eve akan para vanasının artık kurumuş olmasınadır. Bir trajedi olan bu öykü bizim hayatlarımızın tezahürü niteliğindedir. Hepimizin potansiyel olarak Gregor Samsa olduğu bu sistemde para eşittir sevgi denklemi, iki artı ikinin dört ettiği denklem kadar kesindir.

OKAN ÇİÇEK, Kırklareli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Felsefe

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
Consensus Dergisi
Consensus Dergisi 2017 yılından beri basılı ve web yayıncılığında okurlarıyla buluşmaya devam ediyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.