Uzman Klinik Psikolog Merve Gabralı ile Özel Röportajımız

08.02.2021
1.062

1-İlk olarak sizi tanıyabilir miyiz?

Tabii. Ben Uzman Klinik Psikolog Merve Gabralı. 2008-2013 Yakındoğu Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdikten sonra bir sene ara ile Beykent Üniversitesi Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansa başladım. Belirli terapi ekollerinde eğitimlere katıldım. Eğitimlerim halen devam etmekte. Çocuk-ergen-yetişkin şeklinde çalışmaktayım. Genellikle uyguladığım terapiler; bilişsel davranış terapi, deneyimsel oyun terapi, çocuk-ergen-yetişkin için EMDR ve belirli testleri (zeka testi, MMPI kişilik testi, çocukların gelişimsel düzeylerini belirlemek adına bazı belirli testler dikkat testleri) uygulama yetkim var. Terapi uyguluyorum, Avrupa Onaylı Akredite Terapist’im.

2-Bugün travma hakkında konuşacağız. Öncelikle “Travma nedir?” sorusunu bize kısaca yanıtlayabilir misiniz?

İnsanın kişisel hayatında ruhsal ve bedensel varlığını sarsan, inciten her türlü beklenmedik olaya travma diyoruz. Travmalar genellikle ansızın oluyor. Biz bunlara “büyük travmalar” diyoruz. Kişinin anlamlandırma sürecini, ruhsal ve duygu durumsal durumunu bozuyor. Panik yaratan, günlük yaşamı bozan olayların hepsi bizim için travmadır ve travmalar engellenemez.

3-Travma sonrası stres bozukluğu nedir, belirtileri nelerdir?

Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri genellikle travmatik olaydan hemen sonra başlar. Olaydan birkaç gün sonra doğal olarak panik problemi, yeme bozukluğu ve uyku problemi olabilir ama biz buna travmanın etkileri diyoruz. Travma sonrası stres bozukluğunda ise olaydan dört haftadan sonra belirli şikayetler artarak devam eder. Bu şikayetler arasında  işimize veya günlük hayatımıza etki etmesi, uyku problemleri, yeme problemleri, öfke nöbetleri, dikkat düzeyinin bozulması, aynı olay üzerinde sürekli konuşma isteği ya da o olaydan kaçınmak, olay sonrası içe kapanmak vardır. Ancak en az dört hafta kriteri geçerlidir. Travma sonrası stres bozukluğunda “flashback” dediğimiz geri dönüşler vardır. Tekrar tekrar aynı olay yaşanıyor hissi vardır. Olay zihinden uzaklaşmaz. Bazen hissizlik evresi de görülmektedir. Kişide “Benim suçum, çaresizim, tehlikedeyim.” gibi düşünceler görülebilmektedir.

4-Travma tedavi yöntemleri nelerdir ve bu yöntemlerin süreçleri nasıl ilerliyor?

Psikiyatrlar çoğu kez ilaç tedavisi uygular. Bazı durumlarda ilaç, terapi süreci için de kesinlikle gerekli olur ve bu yüzden psikiyatrlara yönlendirmek gerekir. Bu süreç ilaç ve terapilerle birlikte ilerliyor. Psikoterapiler de kendi içinde ayrılıyor. Ben genellikle bilişsel davranışçı terapi ve EMDR denilen “Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme” yöntemlerini uyguluyorum. Çoğunlukla EMDR yöntemini kullanırım. Çocuklarda da oyun terapi yöntemi EMDR iş birliği içinde kullanılabiliyor. Bazen anne-babalar ve çocuklar aynı olaya maruz kalabiliyor. Bazen aynı anda seans yaptığımız da oluyor, aynı olayı çalışıyoruz.

Kısa bir şekilde EMDR’den bahsetmek istiyorum. EMDR, hipnoz değildir. Belirli göz hareketleri ile yani parmakları gözlerle takip ederek ya da dizlere uyaran vererek veya sesli uyaran veren kulaklıkla uygulanan, beynin iki lobunu da (sağ lobumuzda kötü, travmatik anılar; sol lobumuzda mantıklı düşünceler bulunur) uyaran ve olumlu düşünceleri öne çıkartan bir terapi tekniğidir. Ancak tekrar edeceğim önemli husus bunun kesinlikle hipnoz olmadığıdır. Uyutmuyoruz, bilinçli halde yapıyoruz. Olayı da unutturmuyoruz, duyarsızlaştırıyoruz. Duyarsızlaştırdığımızda da olayın etkisi azalmış oluyor.

5-Travmatik olayları kendi aralarında daha ağırdan daha hafife doğru sıralayabilir miyiz?

Sıralayabiliriz. Biz bu travmaları “Küçük t” ve “Büyük T” şeklinde ayırıyoruz aslında. Çok küçük yaştan itibaren ihmal edilme (çocuğun bakımını ve sevgisini ihmal gibi), terk, dışlanma, kabul görmeme, köpek ısırması, uzun süren hastalıklar, boşanmalar, ses tilyükselmesi, biri ile kavga edilmesi, sözel şiddet gibi olayların travmaları “Küçük t”ler arasında sıralabilir. Genellikle çocukluktan itibaren gelir ama günlük hayatta da karşılaşılabilecek durumlardır. Burada önemli olan bunların devam edip etmediğidir. Uzun süre devam etmesi ise zararlı hale getirmektedir. Savaş, göç, tecavüz, terör olayı, deprem, büyük ve ölümcül trafik kazaları ise “Büyük T”ler arasındadır.

Büyük T ve Küçük t arasında bizim için ayırıcı olan önemli bir şey vardır. Büyük T’de olay olur ve terapi alınır. Çözülmesi çok kısadır. Ama Küçük t’ler uzun süreli ve geçmişte olduğu için o Küçük t’nin anlamlandırması negatiften bir türlü çıkmıyor. Yani o olay bize “tehlikedeyim” dedirtiyor. Ya da “Annem yok, beni terk etti, öğretmenim hep kızardı ben kötü bir çocuğum.” gibi düşünceler getirir. Dolayısıyla Küçük t’ler uzun süreli olduğu için çözülmesi de daha uzun solukludur ama Büyük T’ler çok daha kısa sürede çözülüyor. Aslında bizim için tehlikeli olanlar Küçük t’lerin uzun sürmesi ve destek alınmamasıdır.

6-Travmaya uğramış kişi ne zaman tedaviye ihtiyaç duyar ve düzelmeme olasılığı var mıdır?

Kişinin önce istekli olması bizim için çok önemli. Yani öncelikle “Benim sıkıntım var, eski hayatıma dönemiyorum ve iyi olmak, kaliteli yaşamak istiyorum.” demesi gerekiyor. Düzelmeme olasılığı söz konusu değil. Her olay atlatılır. Ama elbette doğru desteklenmesi ve doğru terapi planlaması yapılması gerekir. Dört haftadan sonra olayın etkisi hâlâ devam ediyor ve azalmıyorsa kesinlikle ve kesinlikle destek alınmalıdır.

7-Travma yaşayan bir bireyin hiç destek almadan bu süreci atlatması mümkün müdür?

Yaşanan olaya travma demek için etkisinin dört haftadan fazla sürüyor olması gerektiğini belirttik. Tabi ki o olay atlatılabiliyor. Her ölümden sonra ya da her köpek ısırmasından sonra destek alınması gerekiyor diye bir süreç yok. Önemli nokta dört haftadan fazla devam etmesi ve azalmıyor olmasıdır. Dört haftadan uzun sürüp destek alınmıyorsa travma şeklini değiştiriyor. Bunun anlamı travma stres bozukluğunun depresyona, panik atağa, kişilik bozukluğuna, yeme bozukluğuna, kaygı problemlerine, takıntılara, madde ve alkol bağımlılığına vb. dönmesidir. Kişi dört haftadan sonra devam eden stres bozukluğu tedavi edilmediği için stres faktörünü azaltmak ve gevşemek için yanlış faktörü seçmektedir. Yani travma dört haftadan sonra tedavi edilmezse versiyon veya tanı değiştiriyor ya da birçok tanı alıyor diyebiliriz. Çocuklarda travma tedavi edilmezse davranış problemleri, tırnak yeme, tik gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Çocuklukta madde kullanmayıp ergenlikte madde bağımlısı olabiliyor. Bunlar çok önemlidir. O duygusal boşlukların dolması gerekiyor çünkü travmalar duygusal boşluk oluşturuyor ve oraların da tedavi edilmesi, travma deyip geçmemek gerekiyor. Her olaya travma diyemeyiz. Unutamıyorsak ve sürekli sürekli gözümüzün önünden gitmiyorsa buna travma denebilir.

Travma Ağacı

8-Travma ile terapi dışında nasıl başa çıkılabilir? Travmayı atlatmak için neler yapılabilir?

İlk olarak yaşadığı olay hakkında konuşmaktan kaçınma konusundan bahsedeceğim. Travma yaşayan kişiler genellikle o olay hakkında “Ben konuşmak istemiyorum.” der. Çünkü olayın etkisindedir ama kaçınmayın deriz çünkü onu karşı tarafa aktarmaya, anlaşılmaya ihtiyacımız vardır. Kaçınmak sanılanın aksine travma etkilerini azaltmıyor, daha da artırıyor. İnsanlar konuştukça ve anlaşıldıkça rahatlayan varlıklardır.

İkinci olarak anılardan kaçınma hissinden bahsedeceğim. Tamamen doğal olsa da travmatik olaylar ile ilişkilendirilen yerler, durumlar ve insanlardan kaçınmak travmatik durumda saplanmış kalmamıza neden olabilir. Travmatik olaydan kaçınmak değil onunla yüzleşmek diyebiliriz biz buna ama şak diye değil. Yani direkt maruz bırakılmamalıdır. Çok yavaş yavaş, kademeli olmalıdır. Yaşanılan travmatik olaydan sonra insanlardan uzak kalmak isteğimiz olabiliyor bazen ama yalnızlaşmayı getirebiliyor o yüzden güvenilir insanlarla bir arada bulunmak ve vakit geçirmek bize iyi hissettirecektir çünkü anlaşılmak önemlidir.

Üçüncü olarak; travmatik olay yaşamış biri için semptomların, hissedilen duyguların çok doğal olduğunu unutmamalıyız. Yani “Bu olay başıma geldi ama nasıl atlatamıyorum?” denmemelidir. Olay yeni iken böyle hissetmenin normal olduğunu ve yaşanılanların bu şekilde kalmayacağını unutmamalıyız. Duygumuzdan kaçmamalıyız ve onu kabul etmeliyiz. Başıma nasıl geldi denmemelidir. Herkesin başına bir olay gelebiliyor. “Travma kaçınılmazdır.” diyoruz bu noktada. Hiçbir duygu kalıcı değildir. Sadece olayları ve duygularımızı seyretmek gerekir. Duygularınızı kabul edin ve seyredin. Bazen acımasız davranıyoruz. Kendinize şefkatli olun, bu çok önemli. Bu duygu ve düşüncelerin dengelenmesinin biraz zaman alacağını kesinlikle kabul edin.

Son olarak, Olaydan sonra keyif veren şeylerle zaman geçirin, rahatlamaya zaman ayırın. Yürüyüşe çıkın, güzel mekanları ziyaret edin. Başa çıkmak için alkol ve uyuşturucu gibi zararlı maddeler kesinlikle kullanmayın çünkü bu bizi daha kötüye götürecektir. Semptomlar hayatımızı ciddi etkiliyorsa artık güvenilir bir uzmandan destek alma vakti gelmiş demektir. Terapi ile birçok şeyin halledilebildiğinin altını çiziyoruz.

Kısaca,gündelik travmalarla başa çıkmak için yapabileceklerimiz, yapmamız gerekenler kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırmaktır. Ruh ve beden bir bütündür.

Hazırlayan: Elif İpek Bilek

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.