Sevginin Sınırlarında

15.12.2020
501

“Sevgi neydi, sevgi emekti.” Sahi neydi sevgi sence? Sevgi hissedebilmek mi? Sevgi karnında kozadan çıkmayı bekleyen bir kelebek mi? Ne ki sevgi, neydi sevgi? Sevgi, sevmek, sevişmek, sevilmek… Hepsinin kökü –sev. Hani yaratılanı Yaratan’dan ötürü olandan “–sev”.

İlk emir ‘oku!’ olmuş. Sonraki emirlerin çoğunda “sevmek” temel alınmış. Delirene kadar sev. Taşı, toprağı, yağmuru hatta evet o nefret ettiğin insanları bile sev. Sevmek için bir yönlerini bulamıyorsun değil mi? Hadi bir de şöyle düşünelim; sen, o ve onun gibilerin varlığıyla öğrendin nefreti. Taraf belirledin kendine; iyi ya da kötü. Doğru ya da yanlış demiyorum. Çünkü “Doğrularım da değişebilir yanlışlarım da. Benim dengemi bozmayınız” demiş ya Turgut Uyar, tam olarak öyle. Doğrular değişir, yanlışlar gibi. Bu yüzden taraflar iyi ve kötüdür. Seçersin birini ve neresi olursa olsun bu bir karardır. Hayata bir direniştir. Bak işte nefret etiğin, senin direniş duvarına bir taş daha kattı. Onu da sevmeyi öğren bu sebeple.

Bir hocam dersinde önce kendinizi seveceksiniz dedi. Her şeyden önce ve en çok kendinizi. Önce bunu yapmadan birey olamazsınız dedi. O an kafamda bir sürü soru canlandı. “Hocam, Einstein da önce kendini, her şeyden önde kendini sevseydi olur muyduk bu sıralarda. Binlerce bilim insanı bilime katkı sağlayabilir miydi? Herkes savaşlardan kaçmaz mıydı? Ya ben, ya biz? En güzel yaşlarımızda onlarca sınavdan geçip buralara gelir miydik? Önce kendimizi sevseydik kaçmaz mıydık insanlardan hocam? Peki siz hocam, siz tüm benliğinizle kendinizi sevdiğiniz için mi buradasınız?” Bir doğru onlarca soruyla ders diye önümdeydi. Düşündüm. Günlerce düşündüm. Sevmemeli kimse kendini önce. Toplumda çoğunluk kendini birinci sırada tutuyor diye televizyon haberlerini izlemeye korkar olmadık mı? Her haber bir dehşet, her haber bir “Ben neden buradayım” sorunsalı. Sokaklarda kedi evleri çalınan bir dünya. Boşanmak isteyen eşleri tek tek katleden bir dünya. Çocukların siper edildiği, muhtaçların tekmelendiği bir dünya. Neden? Çünkü hep birinci planda idiniz konuşuyor baylar bayanlar. Çocuklar, anneler, hayvanlar hatta doğa bile bizim id’imizin gazabına uğruyor. Freud bilinci ve bilinçaltını bir buz dağına benzetmiş. Görünen kısmı bilinç olarak ele almış, görünmeyen ve o esas kütle bilinçaltı olmuş. Psikanalistlere göre id aslında bilinçaltında kalan bir süreç. Sadece süperegoyla dengelenmesi gerekirken bizler günümüz hırslarına kapılıp denge nedir unutuyoruz. Dengeleyemiyoruz. Sevemiyoruz dünyayı. Sevemiyoruz bizim haricimizi. Bizim doğrumuz doğru deyip at gözlüklerimizi takıp belli bir parkurda hırs koşusunda yerimizi alıyoruz. Kazanan sadece hırslarımız oluyor galiba. Sonu hep bir pişmanlık ve keşkeler.

Tabii tüm bu yazdıklarımdan kendini sevmemelisin gibi bir yargı çıkmamalı. Kendini sev, dünyanı sev. Senin dünyanı sana bir parça daha katacak kocaman bir yapboz gibi sev. Kucakla her sabah kendini. Çünkü sen yumruğun kadar olan o kalbe hem kendini hem de tüm dünyayı sığdırabilirsin. Bunu yaptığında hocamın dediği gibi bir birey olamayabilirsin belki ama yürekli bir insan olabilirsin.

Umut olabilirsin düşen birine, yaşadım diyebilirsin belki son nefesinde.

Yarın  güzel  bir  gün  olsun  umuduyla  uyuyan  herkese  güzel günlerin de olabileceğini göstermek çok da zor olmasa gerek. Biraz sabır, biraz fedakarlık, biraz süperego desteği. Tamam dünya bir anda tozpembe olacak değil, ben de biliyorum. Bir anda  olmasın  zaten  her  şey,  dengesiyle  güzel;  balın  fazlası zehir.  İyi  çocuklar  yetişsin  dünyada.  Zamanla  olsun  ama özenle olsun. Bir yarışta kaybetmek uğruna düşen arkadaşını geri  dönüp  kaldırabilecek  yürekte  çocuklar  olsun.  Kaybet- mek   dünyaya   öfkelendirmesin   onları.   İntikam   duyguları daha az baskın olsun. Ufacık şeyler mutlu etsin onları. Sonra dönüp “Dedelerimiz, ninelerimiz onca varlığın içinde mutlu olmayı  başaramamışlar”  desinler.  “2018’de  çocuklar  çikola- tayla  değil  bilgisayarlarla  mutlu  oluyorlardı”  desinler.  2048’ de  çocuklar  gülmeyi  bilsin  bir  çikolataya.  Öyle  yetişsinler, öyle  yetiştirsinler.  Nasıl  olacak  o  dediğini  duyar  gibiyim. Senin   o   ufacık   yüreğine   sığdıracağın  dünyaya   bir   çocuk eklendiğinde olacak.

Yürekli anne babanın yürekli çocukları olacak.

Umudum o, koca yaşlı şişko dünyanın da umudu o…

TUĞDE DEMİR

Avrasya Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Psikoloji

Sonbahar / 2018

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
Consensus Dergisi
Consensus Dergisi 2017 yılından beri basılı ve web yayıncılığında okurlarıyla buluşmaya devam ediyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.