Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES ile Röportaj

04.01.2021
532

1967 yılında Erzurum’da doğan Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES, 1985-1989 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Halen İzmir barosuna kayıtlı avukat olmakla birlikte, Medeni Usul ve İcra-İflas Hukuku alanında 2009 yılında profesörlük unvanını almıştır. Birçok kitap, makale ve tez çalışması olan hocamız aynı zamanda kanun komisyonlarında da görev almıştır. Kendisi 28 yıldır birçok nesli yetiştirmiş ve hukuk literatürüne önemli katkılarda bulunmuştur. Hukuk camiasında saygın bir yere sahip , bilgileri biz öğrenciler ve okuyucular için önem arz eden Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES hocamızla engin bilgi birikimi ve tecrübelerini bizlerle paylaşması için bu röportajı gerçekleştirdik.

-Hukuk bilimini daha iyi yerlere getirecek hukuk eğitimi sizce nasıl olmalıdır? Sizin tahayyül ettiğiniz hukuk eğitimi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Hukuk eğitiminin iyi olması için öncelikle alt yapının iyi olması lazım. Temel donelerden sizlere bahsedeceğim. İlk olarak üniversite sınavında başarı sınırı iyi olan öğrenciler seçilmelidir ve bu sınır en azından şimdilik 70 bin sınırı olmalıdır. İkincisi bu kadar çok hukuk fakültesi olmamalı ve açılan fakülteler kaliteli ve belli şartları taşıyan fakülteler olmalıdır. Üniversitelerin öğretim üyesi kalitesinin artırılması da çok önemli bir husustur.

Hukuk eğitimi, olgunluk isteyen bir eğitimdir.

Hukuk fakültesi birinci sınıfta sağlam bir Hukuk Başlangıcı dersi verilmelidir. Mantık, psikoloji gibi alanlarla hukuk alanı kaynaştırılmalıdır. İkinci sınıfta ise genel dersler ve ana kategori oluşturulmalı. İkinci sınıf sonunda ise Türkiye geneli tekrar bir eleme sınavı yapılmalı. Bu sınav Türkiye geneli yapılmalı ki eğitim kalitesi standardize edilmiş olmalıdır. Elenen arkadaşlar ise icra katipliği gibi alanlara yönlendirilebilir. Üçüncü sınıfta ise pratiğe yönelik dersler verilmelidir. Fakülte sonunda ise tekrar eleme sınavı yapılmalıdır. Dünyadaki önemli örnekler de bu yöndedir. Hukukun ana meslekleri olan hakimlik, savcılık, noterlik ve avukatlık meslekleri için bu eleme sınavının yapılması şart olmalıdır. Fakülte sonunda ise iki yıllık staj yapılması zorunluluğu getirilmelidir.

Hukuk hem bilgi hem tecrübe işidir.

İyilerin içinden en iyilerin seçilmesi önemli bir husustur. Bu şekilde bir sistemde bir kişi 28 yaşlarında hakim savcı olma imkanını elde edecektir ve bu kişide olgunluğun oluştuğu daha doğru bir yaştır. Örnek verecek olursak; üniversitede bir kişinin öğretim üyesi olması için geçen süresi yaklaşık 7-8 yılı buluyor ve hakimin, savcının yaptığı iş kesinlikle bizim yaptığımız işten önemsiz değil hatta daha önemlidir. Hukuk fakültesinde yetişen  öğretim  üyesi  de  çok  önemlidir ama bir avukatın, hakimin insanın kaderiyle oynama  payı bir öğretim üyesinden daha fazladır.

-Yaptığımız alan çalışması sonucunda merak edilen sorulardan biri de şu; sizce hukuk temel eğitiminin örneğin vatandaşlık, sağlık bilgisi dersleri gibi lise düzeyinde eğitimi verilmeli midir?

Lise seviyesindeki bir kimse hak ararken nereye başvurması gerektiğini, neye dikkat etmesi gerektiğini bilmelidir. Toplumun hak bilincini uyandırmak önemlidir. Bir toplumun ancak adaletle ayakta kalabileceğinin bilinci için bu şekilde dersler verilebilir. Ancak benim karşı olduğum bir durum var Türkiye’de; özellikle bir moda var, nerde sorun varsa bunun dersini alt seviyelere indiriyoruz. “Trafikte sorun var trafik dersi koyalım, çevre bilincinde sorun var çevre dersi koyalım” şeklindeki bir zihniyetle bu çözülmez. Önemli olan yetiştirdiğimiz insanları bilinçli insan olarak yetiştirmek. Bilinçli insan çevreyle de ilgilenir, hu- kukla da ilgilenir, hayvan haklarıyla da ilgilenir. Öğrencileri dersle boğarsanız, öğrencileri düşünemez, sadece ezberleyen bireyler haline getirirsiniz. Örneğin Finlandiya’daki eğitimi ele alırsak öğrencileri lineer cebirle türevle yormak yerine matematiğin hayata yansıyan yanının eğitimini veriyorlar. İşte olması gereken eğitim budur.

-Özgeçmişinizi araştırdığımda bir yıl matematik bölümü okuyup daha sonra hukuk eğitimini tercih etmiş olduğunuzu gördüm. Çağımızda çok fazla arkadaşımız arasında da bu şekilde girdiği bölümü beğenmeyip ya da o bölümde yapamayıp değiştirenler var. Bu durum eğitim sistemi ve bireylerin kendilerini sonradan fark etmeleriyle de ilgili olabiliyor. Peki sizin bölüm değişikliği yapma nedeniniz nedir ?

Bu durumun iki sebebi var. Hem hayat getirdi hem ben istedim.  Pavarotti’ye  neden  sesin  güzel  denilmez,  biraz  da yaradılışla ilgili bir durum var ortada. Ezelden beri öğretmeyi, insanlara bir şeyler katmayı çok sevdim. Konuşmaya ve okumaya karşı hep bir ilgi ve yönelmem var. Çocukluğum Erzurum’da geçti, konuşturulan ve münazaralara katılan öğrencilerdendim. Lisede fen bölümü okumama rağmen edebiyat derslerim hep daha iyi olmuştur. Ege Üniversitesi’nde matematik bölümü okumam ise hem benim inadım hem kaderin cilvesi yüzünden oldu. Sınava girdiğim dönemlerde ise Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi en yüksek puanla girilen fakülteydi. Bu bölümü kazanacağımı düşünüyordum fakat ne olur ne olmaz diye alt sıraya Ege Üniversitesi matematik bölümünü de yazmıştım. Az bir puanla Dokuz Eylül Üniversitesi’ni kaçırdım. Ege Üniversitesi Matematik bölümünü kazandım ve bir yıl bu bölümü okudum. Matematik bölümünü okumanın bana çok faydası oldu. Matematiğin sayılardan ibaret olmadığını idrak etmemi sağladı.

-Bir akademisyen olarak birçok nesil yetiştirdiniz. Her yeni gelen nesil daha kötüye gidiyor diye yerleşmiş bir algı var. Yetiştirdiğiniz nesiller arasında gerçekten çok fark var mı? Bu konu hakkında gözlem ve düşünceleriniz nelerdir?

Asistanlığımı da sayarsam bu sene meslekte 28. Yılım. Aynı zamanda İzmir barosuna da kayıtlıyım. Zaman hükmünü icra eder, pek çok şey değişir; şüphesiz ki daha arkadan gelenler gelişimi daha çabuk kavrarlar. İnsan bir geleneğin ve kültürün içinde yetişir. Yaşlandıkça insan hem geleneği daha iyi anlar hem geleneği şekillendirmeye başlar. Gelenek muhafazakardır, gelişir değişir ama bu değişim çok yavaştır. Yeni gelenin bu geleneği anlaması daha çok zaman alır. Bu anlayış farkı da aslında nesiller arasındaki farkı ortaya çıkartır. Son elli yıldır üretilen bilgi neredeyse insanlık tarihinin ürettiği bilginin tamamı kadar. Teknolojinin bu kadar çabuk yayılması ve bu şekilde bilgi üretiminin hızlılığı nesiller arasındaki farkın daha da artmasına neden oldu. Son on yıldır öğrencilerle anlaşmakta gerçekten zorlanıyoruz. Bu durum sizlerin, genç neslin suçu değil. Eğitim sisteminin ve anne-baba faktörünün genç nesildeki olumsuz durumlara çok fazla etkisi var. Olumsuz yanlar, sosyal sorumluluk bilin- cinin eski yıllara göre daha düşük olması ve empati duygusunun azalmış olması. Benim de bir çocuğum var ve dileğim şudur; öncelikle iyi bir insan olsun, ikincisi sorumluluk sahibi olsun, üçüncüsü merhametli olsun. Bugün dünyanın ve ülkemizin en büyük sorunlarından birinin sorumluluk ve merhamet duygusunun eksik olması olduğunu düşünüyorum.

-Hukuk eğitimi ile uygulanan hukuk arasındaki fark hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir kanunun kırk farklı uygulaması olamaz. O zaman demek ki uygulamada bir sorun var. Uygulamadan sorumlu olan kişilerin daha bilinçli daha duyarlı olması gerekir. Avukatlara, ha- kimlere, savcılara bu konuda çok fazla iş düşmektedir. Adliyelere gidip gelenler kağıt ve dosya değildir, insan  hayatıdır. Şikayet etmek dışında icraata geçilmesi gereklidir. Sosyal sorunlar bileşik kaplardır. Toplumun da bu konuda talebi olması gerekir.

-Hukuk alanında yabancı dil bilmenin önemi nedir? Bizlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Özellikle günümüzde bir insanın entelektüel bir seviye kazanabilmesi için yabancı dil bilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnsanın sadece bulunduğu küçük çevreden değil, deyim yerindeyse uzaydan da meselelere bakabilmesi lazım. Yabancı bilgi kaynaklarından da yararlanabilme imkanı için dil bilmenin önemi büyüktür. Hukukta da bugün özellikle avukatlık yapacaksanız yabancı dilin yeri var. Belli konuları hedefliyorsanız, uluslararası çalışmak istiyorsanız, yurtdışında eğitim almak istiyorsanız dilin yeri kaçınılmaz. Hatta bir dil bile yeterli değil imkanınız varsa ikinci bir dili de mutlaka bilmeniz çok faydalı olacaktır. Akademisyenlik için Almanca önemli iken avukatlık mesleğinde İngilizce ön plana çıkmaktadır.

Sayın Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES hocamıza bize değerli bilgilerini aktardığı ve zamanını ayırdığı için teşekkür ediyoruz.

Tüm öğrenci ve okur arkadaşlarımıza yararlı olması dileğiyle…

CANSU YAĞCI

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Sonbahar / 2018

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
Cansu YAĞCI
Avukat Bakırçay Üniversitesi - Kamu Hukuku Yüksek Lisans
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.