Kimliksiz ‘Kim’likler ve Medya Coğrafyamız

14.12.2020
345

Geçmişten bu yana insanoğlu çeşitli kimliklerle kendisini tanımlamıştır. İnsan bir aidiyete sahip olmayı göz ardı etmemiş, bir kimliğe tutunmuştur.

Kimisi kendisine Müslüman, Hıristiyan, Yahudi vb. derken, kimisi de Urdu, Arap, İngiliz vb. etnik tabirlerle kimliğini ifade etmiştir. Kişi, bu saydıklarımızdan birisiyle yetinmeyip kendisine Müslüman Arap; Hıristiyan İngiliz diyebilmiş ve bu durum gayet doğal bir seyir içerisinde devam edip gelmiştir modern zamanlara kadar. Ama insan, bu modern zamanlarda bir “kimliksizleşme” problemiyle karşı karşıya kalmıştır. Adeta kimliksizliği bir kimlik edinmiştir insan. Bunun belki de birden çok sebebi vardır. Ama iyi bilinmelidir ki bu sorunsalın en temel saiklerinden biri medyadır.

Medya zamanla gelişip “Sanal Alem” dediğimiz Facebook, Instagram, Twitter gibi sitelerle desteklenince bu “coğrafya” genişleyip bütün insanlığı kapsayacak büyüklüğe ulaştı. Bu büyüyen sanal coğrafyayla beraber aslında farkında olmadan kendi yaşam alanımızı daralttığımızı göremedik. Çünkü artık bir bilgisayar klavyesinin ya da “akıllı” bir telefonun ekranı genişliğinde bir yere sahiptik. Ve bu durum bazen bize, bir ovada gezmekten ya da bir dağa tırmanmaktan daha cazip geldi. Zamanla suni dağlar, ovalar, uçsuz bucaksız okyanus- lar oluşturduk.

Ayağımızın bastığı yerden uzaklaşarak zeminsiz, yaşadığımız anı kaçırarak zamansız, bulunmamız gereken  yeri  terk ederek mekânsızlaştık. Bu da bizim kimliğimizden epey bir şey alıp götürdü. Yani kimliksiz; yersiz, yurtsuz ve zamansız kaldık ortada.

Bir gün Facebook’tan paylaşım yapmadan duramadık. Türlü meşakkatlere katlanarak hatta bazen ölümü göze alarak anı selfiledik. Sanal alemdeki dilsizliği dil edinip birileriyle farklı jargonlarda ucuz politikalar yaptık. Malum “sınırsız” özgürdük ya, bize ait olan sayfada istediğimiz gibi hükmedebilirdik. Sonra yediğimiz şeyleri paylaşarak bir bencillik savaşına giriştik. Ayrıca başkasının bizim paylaşımlarımızı görüp bizi kıskanmasını ya da bize özenmesini çok doğalmış gibi karşıladık. Kendimizi kanıtlamaya, gülüp “selfie”lere poz vermeye çalışırken aslında kendimizden bir şeyler kaybediyor; kim olduğumuzu, ne yaptığımızı bilemez hâle geliyorduk.

Peki, ne yapmalıyız? Değerli bir düşünür bu soruya “Bilinç Aşısı” diyerek cevap veriyor. Bilinçlerimizin aşırı hedonist ve pragmatist düşüncelerden arınması gerekiyor. Her gün  teşhirci bir hayat yaşadığımızı görüp bize ait olanın bizde kalması gerektiğini idrak etmek lazım. Tabi ki en başta  biz bu teşhisleri bir sorun olarak mı yoksa zamanın  seyrinin gayet doğal bir sonucunun getirisi olarak mı  algılayacağız? Bu sorunun cevabı bizde gizli. Vereceğimiz cevaplar ölçüsünde bu durumu bir sorun olarak algılayıp algılamadığımızı göreceğiz.

* “Medya Coğrafyası” tabiri değerli düşünür Atasoy Müftüoğlu’na aittir.

M. EMİN COŞAN

Dokuz Eylül Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi

Sonbahar / 2018

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.