İdam Cezasının Uygulanabilirliği

07.12.2020
329

Bu yazıya başlamadan önce, kendimize küçük bir soru sormamız gerekiyor: “Sizce toplumumuz, ga- zetelerin üçüncü sayfa haberlerine alıştı mı?” Esrarengiz ölümlerin, insan doğramaların, kadın cinayetlerinin, sarhoş kocaların geçirdikleri cinnet sonrası bütün bir aileyi katletmelerinin haberlerinin yer aldığı şu iç bunaltıcı sayfalardan söz ediyorum. Sizce Türk toplumu, gerçekten bu acı ve inanılması güç haberleri duymaya alıştı mı? Bu sorunun cevabını ya da en azından olması gereken cevabını yazımızın sonunda öğreneceğimizi umut ediyorum.

2018 yılına girdiğimiz ilk günden bu yana, Türkiye’de o kadar çok cinsel suç işlendi ki bir süre toplumumuzun tek gündemi yaygın  adıyla  “tacizler”  ve  “tecavüzler”  oldu…  Öyle  sanıyorum ki bu konu, özellikle yaşanan acı olaylardan sonra, Türk toplumunun  “bam teli” haline gelmiş durumda. Televizyonlardan,  gazetelerden  ya  da  internetten  bu  haberler  duyulur duyulmaz  herkesin  ağzından  aşağı  yukarı   aynı  kelimeler dökülüyor: “İdam cezası uygulanmalı.” Yukarıdaki paragrafta sorduğumuz sorunun yanıtının “hayır” olduğunu, yani toplumumuzun gaddarlıklara, caniliklere henüz alışmadığını varsayarsak,  idam  cezasının  uygulanması  gerektiğini düşünenlerin amaçlarının gayet saf bir temele dayandığını da belirtmemiz gerekir.

Zira toplumumuzun kendi vicdanında kurduğu  mahkeme için, “namus” kavramından daha kutsal hiçbir kavram,  ondan daha kıymetli hiçbir değer yoktur. Söz konusu “namus” ise cezaların en ağırı uygulanmalı, af denen duyguya asla yer verilmemeli; fail, gerekiyorsa doğduğuna pişman edilmelidir. Aslında bu düşünceler, “Cezalar ne kadar artarsa, suç oranı  da o kadar düşecektir.” mantalitesinin basit bir sonucudur. Peki, gerçekten cinsel suçun failine cezaların en ağırı uygulansa cinsel suçlar sona erecek midir? Cezaların ağır olması gerçekten de olumlu bir sonuç verecek midir? Bu soruların cevaplarının verilebilmesi için öncelikle Türk Ceza Kanunu’na göre “cinsel suçlar” kavramını açıklamamız gerekir.

Türk Ceza Kanunu’nda Cinsel Suçlar

Değerli Consensus okurları, “cinsel suç” kavramının içerisine hangi eylemlerin girdiği, yazımızın anlaşılması açısından yadsınamaz bir öneme sahiptir. Bu nedenle okuyucuyu sıkacak ayrıntılara değinmeden, cinsel suç kavramının hukuki düzenlemelerini ele alacağız.

Cinsel suç, TCK’da dört başlığa ayrılarak incelenir:

1-Cinsel Saldırı: Reşit olan kadın ya da erkeğe çeşitli cinsel eylemlerde bulunulması, mağdurun vücuduna organ veya sair bir cisim sokulması anlamına gelir. (TCK md.101)

2-Cinsel İstismar: 15 yaşını tamamlamamış, veya tamam- lamış olsa dahi yaşının getirmesi gerektiği akli olgunluğa erişememiş çocuklara yöneltilen cinsel eylemler, mağdur çocuğun vücuduna organ veya sair bir cisim sokulması anlamına gelir. (TCK md. 102)

3-Cinsel Taciz: Bunlar, failin mağdura dokunmadan işlediği suçlardır. Şöyle ki; taciz suçunda fail mağdura laf atabilir, sözleriyle cinsel mesajlar verebilir, organ gösterebilir… Yani kısacası “sarkıntılık” hali söz konusudur. Eğer mağdurun vücuduna fail tarafından herhangi bir temas olursa, söz konusu eylem artık taciz suçu olmaktan çıkıp, mağdurun yaşına göre cinsel saldırı ya  da  cinsel istismar suçuna dönüşür. (TCK md. 103)

4-Reşit Olmayanla Cinsel İlişki: 15-18 yaş aralığındaki çocukla girilen cinsel ilişkidir. Bu suçtan dolayı failin cezalandırılması, mağdurun şikâyetine bağlıdır.

Buradan, fakültemizin ceza hukukçusu Yrd. Doç. Dr. Namık Kemal TOPÇU’nun şu meşhur çıkarımını yapmamak elde değildir: “Cinsel saldırı ve cinsel istismar suçları dokunmatik, cinsel taciz ise dokunmatik olmayan suçlardır.”

İdam, Cezaların Ağırlığı ve Ümanizm İlkesi

Cinsel suçlar kavramından nelerin anlaşılması gerektiğine değindiğimize göre, “Cezalar arttıkça, suç işleme oranı düşer.” mantalitesini irdelemeye devam edebiliriz.

Yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi, toplumumuz haklı olarak herhangi bir cinsel suç meydana geldiğinde, bu suçun failine cezaların en ağırının verilmesi için gerekli her tülü fiili ve vicdani propagandayı yapıyor. Çoğunluğa göre bu suçların failleri derhal idam edilmeli, en acı verici şekilde çeşitli hadım ve hatta işkence teknikleriyle cezalandırılmalı… Bu düşünceye sahip olanları anlamak için bir ceza hukukçusu olmaya gerek yoktur. Anlayışla karşılanabilecek bir kızgınlık ve duygusallık eseri olarak dile getirilen bu düşünceler, aslında insanlığın var oluşundan bu yana düşünülmekte olan şeydir: Cezaların ağırlığı artarsa suç oranı azalır.

Değerli okurlar, ünlü düşünür J.J.Rousseau’ya göre suçu azaltan şey; cezanın miktarı veya ağırlığı değil, uygulanırlığı ve istikrarıdır. Yani, bir suç için öngörülmüş olan yeterli ve uygun olan cezanın, sürekli ve istisnasız olarak herkese aynı şekilde uygulanmasının suç oranını düşüreceğini belirtilmektedir. Rousseau’nun bu teoreminin haklılığını, oldukça ağır cezalar uygulamakta olan devletlerdeki suç ve suçluluk oranlarına dikkatlice baktığımız zaman görmemiz mümkündür. Teoremin doğruluğunu şu iki devleti inceleyerek ispat- lamaya çalışalım: ABD ve Finlandiya. ABD federal ceza hukuku, bugün dünyadaki en ağır cezaları barındıran hukuk sistemlerinden biridir. Kolluk güçlerinin kaba kuvvet kullanma yetkisi yer yer “zulüm” derecesine varacak kadar genişle- mektedir. Üstelik ABD ceza hukuku, idam cezasının fiilen uygulandığı bir hukuktur. Ancak tüm bu ağır ceza uygulamalarına, hatta idam cezalarına rağmen, dünyada suç oranının en yaygın ve yüksek olduğu devlet yine ABD’nin ta  kendisidir! Uyuşturucu satışının ve tüketiminin rekoru kendilerindedir. Bireysel silahlanmanın bir neticesi olarak, yer yer insan hayatının değeri sıfır noktasına kadar düşmektedir. ABD’nin cinsel suçlar hakkındaki karnesi de sınıfta kalmaktadır! Durum böyleyken ele alacağımız diğer ülke olan Finlandiya’da durum nasıldır? Finlandiya ceza hukuku, tıpkı Türkiye’nin de dahil olduğu diğer Avrupa devletleri gibi “ümanizm” adlı ilkeyi hayata geçirmektedir. Ümanizm ilkesine göre, ceza hukukunun amacı sadece faili işlediği suçtan ötürü cezalandırmak değil, aynı zamanda “topluma geri kazandırmak, toplum için zararlı bir birey olmaktan çıkar- mak”tır. Bu nedenle suçluların idam edilmesi, dövülmesi, vücut bütünlüğüne yönelik bir cezalandırma metoduna başvurulması ya da ibret etkisi yaratacağı ve böylece suç oranının düşeceği kanısıyla cezaların gereğinden ağır olması suç oranını düşürmemekte, en iyi ihtimalle oranın sabit kalmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, örnek olarak seçtiğimiz Finlandiya gibi diğer Avrupa ülkelerinde de (Kan- un koyucu tarafından gerekli görülen durumlar dışında) cezaları artırmak yerine suç işlenmesini engelleyici etkenleri güçlendirdiğini, toplumun suça karşı korunmaya ve eğitil- meye çalışıldığını görüyoruz. Bu konuda Avrupa’nın, ABD’ye göre çok daha iyi bir başarı elde ettiğini söylememek başlı başına bir saflık olur.

Sözün özü, meşhur bir diyenle: “Sürekli suç işlenen karanlık bir sokağa polis dikmektense ya da kanunu değiştirerek cezaları sürekli olarak artırmaktansa, o sokağı aydınlatmak suçun sona erdirilmesi için yeterlidir.”

Cezaların ağırlığının artmasına paralel olarak suç oranının da düşeceğine kanaat getirmiş olanların, şu hususu gözden kaçırmaması gerekmektedir: Hiç kimse bir suç işlemeden önce kanuna bakmaz. Yani fail çoğu kez, suçu işlemeden önce işleyeceği suçun cezasının ne oluğunun dahi bilincinde değildir. Uygulamada genellikle bir anlık kızgınlığın, gafletin veya ihtirasi duyguların faile suç işlettirdiği görülür. Yani fail, işleyeceği suçun cezasının ne olduğunu bilmemektedir ki cezanın miktarı tam anlamıyla caydırıcı olabilsin. Bu du- rumda cezaların çok ağır olmasının ya da idam cezasının fiilen uygulanmasının dahi bilinçsizce hareket eden faili söz konusu suçu işlemekten geri döndüreceğini söylemek hayal- cilikten öteye gitmeyecektir. Eğer hukukun, suçun oluşma- ması için gösterilen her türden çabasına rağmen suç yine de oluşursa, işte o zaman devreye ümanizm ilkesi girecektir. Yani fail, hem işlediği suçtan ötürü uygun ve yerinde bir ceza ile cezalandırılacak, hem de bu esnada topluma geri kazandırılacaktır.

Öyle sanıyorum ki bu seçenek, seçeneklerin arasındaki en akla ve hakkaniyete uygun seçenektir.

Saygıyla.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

  • Artuk-Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler
  • Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi
  • Koca-Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler
  • Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar

ERAY SEZER

Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ali Fuad Başgil Hukuk Fakültesi

Sonbahar / 2018

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
Consensus Dergisi
Consensus Dergisi 2017 yılından beri basılı ve web yayıncılığında okurlarıyla buluşmaya devam ediyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.