İnsanlık Neyi Arıyor?

15.02.2020
298

İnsanın yaratılış gayesinden birisi hep bir arayış peşinde koşması değil mi? Peki ya biz koşuyor muyuz? Koşuyorsak eğer neden koştuğumuzu biliyor muyuz? Nedir bizi bu denli arayış içine sokan? Kendinize hiç bu soruları sordunuz mu? Biz bir şeyleri arıyoruz ama ne aradığımızı, ne için aradığımızı bilmiyoruz maalesef. Sadece arıyoruz, istediğimiz bir şeyle karşılaştığı- mızda tamam, oldu, diyoruz. Sonra yeni bir şey görüyoruz. Onu da istiyoruz, sonra daha iyisini, sonra, sonra… Aslına bakarsanız insanlar mutlu ve zengin bir hayat sürmek isti- yor. Bir gazete yazısında okumuştum. İnsanlar zengin olmak, istediği her şeyi kolayca satın almak arzusuyla dolup taşar. Beğendiğini satın alabilen, endişe duymadan harcama yap- maya gücü olan insan mutlu insandır. Nitekim insanların büyük çoğunluğunun mütemadiyen malî/maddî gücünün istediği şeye ulaşmasına yeterli olmadığından şikayetçi oldu- ğu görülür. Piyasa ve refah karşıtı yaygın ve baskın kültür de olumsuz bir bağlamda, insanların harcamaya ve tüketmeye şartlandırıldığını, mutluluğu çılgınca, sınırsızca para harca- makta bulmaya zorlandığını öne sürer.

Bilimsel araştırmalara göre, ABD’deki Berkeley Üniversite- si’nde Cameron Anderson’un yönetimindeki bir ekibin yaptığı bir araştırma, insanları paradan puldan çok toplum içindeki statünün mutlu ettiğini gösterdi. Araştırma “Beğe- nilen” ve “Saygı Duyulan” kişilerin geliri yüksek kişilerden daha mutlu olduğunu ortaya çıkardı. Toplumda saygı duyu- lan kişilerin sosyal çevrelerinde başkalarını etkileme, denet- leme, aidiyet ve kabul edilme hissi taşıdığını buldu. Yine araştırmaya göre, zenginliğin, paranın sağladığı saadet za- manla azalmakta, beğenilmek ve sosyal saygınlık ise kalıcı olmakta.

Daha önce yapılan başka araştırmalarda ise mutluluk-para ilişkisi hakkında birden fazla eğilimin mevcut olduğunun tespit edildiğini okumuştum. Buna göre, sıfır noktasından veya çok aşağı gelir seviyelerinden hayata başlamasına rağmen iş yapıp para kazanarak gelir/kazanç merdiveninde yukarılara tırmanmaları insanlara büyük mutluluk veriyor. Ancak aynı mutluluk hâli miras veya büyük bağış yoluyla hazır paraya konan insanlarda, özellikle gençlerde görül- müyor. Hatta çoğu zaman, tersi vuku buluyor, yani hazır para insanların mutsuzluğuna, dengesiz davranış ve yaşayış tarzlarına adeta esir düşmesine neden oluyor.

Mesela, David Hume2 ve Adam Smith’in3 eserlerinde, insan- ların tasvip edilme arzusuna sahip ve bunun insan davranış- larını sevk ve idare etmede çok tesirli olduğu vurgulanır. Bununla beraber, hakikati görmek için peygamber veya filozof olmaya ihtiyaç yok. Sağduyulu ve selim akıl sahibi, makul ve mutedil her insan iç dünyasına bakışlar ve dış dünya üzerinde gözlemlerle aynı tespitlere ulaşabilir.

Bu araştırmalar insanlara her ne kadar inandırıcı gelmese de insan bir bakıma hayattan hep olumlu şeyler ister. Yani mantıklı gelse de kim hayatta acı çekmek ister? Kim mutsuz bir hayat sürmek ister? Dünyanın aydınlık tarafından kaçıp, karanlık tarafına geçmeyi kim ister? Fakat şöyle bir şeyde vardır ki biz insanlar verilen, sunulan hiçbir şeyi kendimize yeterli bulmuyoruz. Hep daha fazlasını isteyip ve bu arzın hiç son bulmayacağını biliyoruz aslında ama insanın doğa- sında var bu talep gerçekleri göremiyoruz. Bir hırsa kapılmış gidiyoruz. Aslına bakarsan gerçeklerle yüzleşmekten korku- yoruz, istemediğimiz sonuçlar elde etmekten korkuyoruz. Nereye kadar sürecek bu korku, bu kaçış, bu saklanış, nereye kadar…

Biz insanların istekleri bitmez. İnsan her zaman bir istek halindedir. Bu istekler doğrultusunda insanlar kendilerini onlara muhtaç hissederler. Madem bu dünyada bir şey taşımak istiyorsun. Taşıdığın yük ettiğin hamallığa değsin. Madem hamallık ediyorsun bari bir yük taşı, taşıdığın yükün değeri olsun. Madem dünyayı seviyorsun, dünyada bir değer yap. Madem bir şey çalacaksın ömürden, bir değeri olsun. Hani diyoruz dünyaya daldık gerçekleri görmedik, peki, bu daldığımız dünyada ne iş başardık? Hamallığını ettik de neye yaradı, ne kazandık, elle tutulur ne yaptık? Bu zamana kadar 20, 30 belki 50 yaşına geldik de elimizde ne var, ne ektik, ne biçtik daldığımız bu dünyadan? Mesnevisinin 19. beyitinde diyor ya Mevlâna: “Ey Oğul! Kır zincirlerini, ne zamana kadar altın ve gümüş peşinden koşacaksın?” Burada altın ve gümüşten kasıt bizim günlük yaşamımızdaki yaptığımız ama bir hakikat zamanı boyunca bize hiçbir faydası olmayacak şeylerdir. Yani ne ile uğraşıyorsak eğer onlar sadece bu dünyada kalacaksa, bize hiçbir faydası olmayacaksa işte biz onlara altın ve gümüş diyoruz. Bırakalım artık altın ve gümüş peşinden koşmayı. Sizi siz yapan değerlerin ve sizi hakikatlere götürecek şeylerin peşinden koşun…

YARARLANILAN KAYNAKLAR

https://executive.berkeley.edu/thought-leadership

Hume, D. (1985). A Treatise Of Human Nature, Ernest C. Mossner (Ed). Usa: Penguinbooks

3 Adam Smith / Ahlaki Duygular Kuramı

SEZER NOGAY, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Havza MYO, Fizyoterapi

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
Consensus Dergisi
Consensus Dergisi 2017 yılından beri basılı ve web yayıncılığında okurlarıyla buluşmaya devam ediyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.