Hayvanların Düşünebilme Yetisi Üzerine Bir Deneme

07.12.2020
350

Hayvanlar düşünebilir mi? Hayvanların düşünemediğini düşünmek bir yanılgı mıdır? İnsan ve hayvan tabiri iki ayrı türün ayrımını mı işaret eder, yoksa insan hayvanın altındaki (timsah, yılan, bi) bir tür müdür?

Bu denemede bunları neticelendirmeye çalışacağım.

Yanılgı

Tarihsel süreç gösteriyor ki insan kendini her zaman biricik olarak görmek istemiştir. Hiyerarşi piramidi yapmış ve ‘insanı’ en tepeye koymuştur. İnsanın yaşadığı dünya da evrenin merkezi   olmalıdır.   Ptolemaios’un   dünya   merkezli   evren tasarımının uzun bir süre kabul görmesinin ana sebeplerinden biri de bu görülebilir. Ancak bu tasarım orta çağın sonlarına doğru ağır darbeler almıştır. Şunu belirtmek isterim ki insanın merkezde olmasından hümanizm anlaşılmamalıdır. Hümanizmde insan aklı tanrının yerine geçmiştir. Benim bahsettiğim merkezlilik bir akıl değil, konumdur. Copernicus’un güneşi merkeze alan evren tasarımı, Kepler’in bu teoriyi delillendirmesi, Galileo’nun ayın yüzeyinde lekeler bulması gibi gelişmeler kusursuz evren tasarımını yıkmış, yerini kesinlikten şüpheye bırakmıştır. Mistik olarak tasvir edilen evren artık matematikle daha anlaşılır bir hale gelmiştir.

Modernitenin kurucusu olarak görülen Descartes, Ruhun İhtirasları kitabında ruhun bedenden bağımsız olarak var olduğunu söyler. Ona göre düşünme etkinliğini ruh kontrol eder. Hayvanların bir ruha sahip olmadığını, onların sadece hareket  eden  makineler  olduğunu  ifade  eder.  Descartes’a göre hayvanlar düşünemeyen, sadece hareket eden makine- lerdir.  La  Metrie  ise  Makine  İnsan  kitabında  Descartes’ın, dualist madde-ruh anlayışına misilleme olarak insanın bir ruha sahip olmadığını söylemiştir. İnsan hayvanlara kıyasla daha karmaşık bir makinedir, der. Ruh bedenden ayrı bir töz ise eğer, bedende oluşan bir bozulma ruhu etkilememelidir. Günümüzde gözlemlenen bir kaç olayda beyninin bir kısmı hasar görmüş insanların düşünme etkinlikleri hasar görmeden önceki haline kıyasla farklılık göstermiştir. Bu da ruh denilen şeyin aslında madde olan beyinin faaliyetleri olduğunu gösterir. Bu yönüyle La Metrie bir materyalisttir. La Metrie insanın düşünme becerisinin böyle komplike olmasını da evrime dayandırmaktadır.

İnsanın yapıp etmelerini ruh değil akıl belirler. İnsanları hayvanlardan ayıran şey ise bir ruha sahip olması değil, daha kapsamlı düşünme becerisine sahip olmasıdır. La Metrie, Descartes’tan   farklı   olarak   hayvanların   düşünebildiği   ka- nısındadır. Her hayvanın kendine özgü bir düşünme tarzı vardır.

Daha sonra Charles Darwin’in evrim alanında yapmış olduğu çalışmalar da insanın diğer canlılar arasında sadece bir tür olduğunu gözler önüne sermiştir. Böylece hiyerarşi pirami- dinin tepesinde olan insan, artık zincirin bir halkası, doğa çarkının bir dişlisidir.

Rousseau, insanlığın bir ilerleme ve gelişme içerisinde olduğunu ifade eder. Bunun yanı sıra insanın doğasına yabancılaştığını ve giderek uzaklaştığını da söyler. Doğamıza yabancılaşmamız hayvanlar hakkındaki bu çarpık düşünceyi meydana getirmiştir, demek yersiz olmaz.

Özü itibariyle vahşi bir canlı türü olan insan, neolitik devrimden itibaren ilk olarak kendini yontmaya, evcilleştirmeye başlamıştır. Ahlaki değerler fazlalaşmış, uyulması gereken kurallar belirginleşmiştir. Artık insan sonradan evcilleştirilen hayvanlar gibi birtakım şeyleri yapmaya zorlanmıştır. Söz gelimi tarım işleri için sabah gün ağarmadan uyanması gibi. Tabi bu zorlama keyfilik de barındırır. Küme- se kapatılan tavuk istediği zaman çıkıp gidemez. Ama insan hoşnutsuzluk durumunda çekip gitme özgürlüğüne sahiptir. Fakat bu özgürlüğe sahip olması onu kullanacağı anlamına gelmez. Tıpkı sahibine bağlı evcil bir hayvan gibi beyni manipüle edilmiştir. O artık yaşanacak başka bir dünyanın mümkün olduğunu bilse de bir korkuya  sahiptir.  Dışarıda  onu neyin beklediğini kestiremez. Fakat içinde yaşadığı topluluk kestirilebilir durumdadır. Bu toplumda kurallara uyduğu sürece bir sorun olmayacağını bilir. Dolayısıyla birey toplumun ahlaki değerlerini benimsemeyi tercih edecektir. Bireyin toplumun değerlerini benimsemesi, onu doğal vahşiliğinden arındırmakta, onu belli başlı kalıp yargıların içine hapsetmektedir. Söz gelimi bir kediyi evcilleştirirken dışkısını kaba yapmasını öğretiyoruz. Bizi kediden farklı kılan şey nedir? İnşa ettiğimiz ahlak kuralları insanı evcilleştirmiyorsa ne yapıyor? Keskin pençelerimizi başkalarına zarar vermemek adına törpülemeyi öğreniyoruz. Başkalarına zarar ve- renleri ise cezalandırmak adına temeli ahlak olan hukuk kurallarımıza başvuruyoruz. Bu evcilleşmek-evcilleştirmek değilse nedir?

Doğru

Tüm bunları göz önüne alırsak bu kadar çok yanılgı olma- sına rağmen kesin bir ifadeyle hayvanların düşünemediğini ve onların içgüdüsel varlıklar olduğunu söylüyoruz. Bu bizim hayvanlar hakkındaki en büyük yanılgımızdır. İçgüdüsel olarak sadece bir işe yatkınlık olabilir. Ama o işte ustalaşmak düşünme ve öğrenme becerisini gerektirir.

Bir maymun türü olan kahverengi kapuçinler alet kullanabiliyor. Bir grup goril sert kabuklu bir yiyeceği kırarken vuracağı şiddeti hesaplıyor ve böylece kabuğun içindeki yiyeceğe tek parça halinde ulaşabiliyor. Kargalar kurulan engelleri aşıp yiyeceğe ulaşabiliyor. Güçlü bir hafızaya sahipler ve uzun yıllar size düşmanlık yapabilir. Bu sebeple kargalarla iyi geçinmenizi tavsiye ederim. Öte yandan bazı karınca türleri savaş yapıyor ve bu savaşlarda belli bir strateji (zayıf olanları önden göndermek gibi) izliyorlar. Yapılan bir de- neyde ise bir maymun hata yaptığı için ödül alamayınca, diğer maymun aldığı ödülün yarısını hata yapan maymuna veriyor. Yale Üniversitesindeki iki araştırmacının da bir maymun türü olan kapuçinlere para kullanmayı öğretmesi ilginç sonuçlar vermiştir. Para kullanmayı öğrenen maymunlar daha çok sevilen bir yiyecek için diğer yiyeceklerden feragat ediyordu. Hatta bazıları diğer maymunlarla para karşılığında seks yaparak para kazanma yöntemleri geliştirmişlerdi.

Hayvanların düşünebildiğine dair yığınla örnek mevcut olmasına rağmen, düşünemediklerini iddia etmek bana kalırsa vicdani bir mastürbasyondur. Eğer hayvanlar düşünüyor olsaydı, kürkleri ve dişleri için öldürüldüklerinde daha fazla vicdan azabı çekerdik. Gıda amaçlı tüketilen milyonlarca hayvanı fetişizme uygun şekilde acı çektirerek öldürürken, Asya’da yılda 2 milyon kedi ve köpeğin derisi canlı canlı yüzülürken, istismara maruz kalan o kadar hayvan varken, hayvanat bahçelerine hapsedilmiş onca hayvanı izlerken ve avcılığın bile bir spor olarak görüldüğü dünyada daha fazla vicdan azabı çekerdik. Dostoyevski, Suç ve Ceza’da kendi vicdanıyla hesaplaşan Raskolnikov’un hikâyesini bizlere ak- tarmıştı. Bizim de artık Raskolnikov gibi kendi vicdanımızla hesaplaşmamızın vakti geldi, geçiyor.

Vicdani mastürbasyonun yanı sıra insan, biricikliği zedeleneceği için de hayvanların düşünemediğini iddia eder. Asırlardır insanın can sıkıntısının konusu olan “Tanrım, bu dünyaya ben niye geldim?” diye türküler tutturulan bir düşüncenin kök salmışlığı var üzerimizde. Bu kök salma insanın, diğer canlı türlerinden daha zeki olmasından dolayı biricikleşmesini doğurmuştur. Bu biricikleşme narsistçe ve bulanıktır. Bu bulanıklığın berraklaşması için de berrak bir suda yansımamıza bakmamız ve içimizi görmemiz gerekiyor.

Hayat kısa, hayvanlar düşünüyor.

OKAN ÇİÇEK

Kırklareli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Felsefe

Sonbahar / 2018

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.