Hasan Sabbah’ın Yeryüzü Cenneti (11.YY)

03.01.2021
349

Hasan Sabbah, On İki İmam Şiiliği tarikatının hakim olduğu Rum şehrinde doğmuştur. Tarikata gönül veren Hasan Sabbah; akla hayale gelmeyen, dinini sorgulayacak derecede şüpheci bir karakterdir.

İsmaili tarikatının içinde olup derin bilgiler alan fakat aldığında şüphelerinin daha da arttığı bir  dönemde  tarikatın  daisi olan bir zat bulunduğu bölgeye ziyarete gelir. İbn-i Sabbah kafasındaki bu düşünceleri bilen biriyle  konuşmak için dainin yanına gider fakat tatmin olamayan İbn-i Sabbah artık şüphelerinden kurtulmanın son çare olduğunu  düşü-nür. Bütün zatların veya dailerin sadece insanları kandırmaktan başka amacı olmadığını fark eder. İnsanların beklediği cennet vaatlerini kendisinin de dünyevi hayatta vaat edebileceğini düşünür. Uzun zaman sonra  İslam  terörizminin başına geleceğini kimse düşünmemiştir. Yakın arkadaşı olan Ömer Hayyam’ın espriyle bir cümle söylemiştir: “Bu insanlar cennet için yaşıyorlar ancak onlara bir cennet sunarsan onları yönetebilirsin.” Babası Hasan’ın bu düşüncesinden korkarak medreseye yollar. Nizam’ül Mülk ve önce- den arkadaşı olan Ömer Hayyam ile sıkı dost olurlar. Birbirlerine söz veren bu üç dost, büyük mertebelere geldiklerinde diğerlerine yardım edeceklerine dair yemin ederler. Uzun zaman sonra Nizam’ül Mülk vezir, Ömer Hayyam da ünlü bir matematikçi olur. Hasan Sabbah’ı da yanına alan Nizam’ül Mülk ileride can dostunun ona ihanet edeceğini düşünemez. Hasan Sabbah sivri zekâsıyla yükselerek

Nizam’ül Mülk’ü tehdit eder. Nizam’ül Mülk arkadaşını uzaklaştırır. Rey’e gitmeye karar verir. İbn-i Sabbah artık önündeki duvarları yıkmayı başarmış ve sivri zekâsıyla Alamut Kalesi’ni ele geçirmiştir. Peki, bu kaleyi nasıl ele geçirdi?

Her zaman gezi halinde olan İbn-i Sabbah, kalenin civarında gezinirken “Burası benim son noktam!” diyerek içeri sızmanın yöntemlerini araştırdı. İlk başlarda Alamut’un çevresinde küçük köyler bulunuyordu. Köylü kesimi ele alabileceğini düşünerek genç kesime yeryüzü cennetini anlattı. Yavaş yavaş yandaşları artınca kalenin içindeki adamların da yardımıyla derviş kılığına girip komutanın karşısına çıktı. Bu konuşmalar tarihi kaynaklarda geçmektedir.

Komutan: Seni nasıl memnun edebilirim?

Sabbah: Bana kale lazım.

Komutan gülerek derviş kılığında gelen kişinin nüktedan geçerek dinlemeye başladı. Hasan hiç gülmüyordu her zaman ki sertliği komutanın karşısında da devam etmekteydi.

Komutan: Bu kale bana sultan tarafından verildi. Parayla aldım ben!

Sabbah: Buradaki tüm adamların benim emrim altına girdi.

Kaç para istiyorsan veririm.

Hasan Sabbah bir kâğıda “Alamut Kalesi’nin bedeli olan üç bin dinar altın bahşediyorum. Allah bize kâfi, o en iyi bi- lendir.” Bu sayede çok kısa bir sürede kaleyi almayı başarmıştır. Dönemin padişahı Melikşah, iç sorunlarından dolayı bu olayı önemsememiştir. İleride Selçuklu Devleti’ni sarsa- cağı aklından bile geçmiyordu. Kısacası kan dökmeden sivri zekâsıyla kaleyi ele geçirmiştir. Kalenin etrafını kusursuz bahçelerle döşeyip yeryüzü cenneti inşasının alt yapılarına çoktan başlamıştır. Vatandaşların beklediği Mehdi inancından yararlanarak kendini Mehdi ilan eder. Yandaşlarını fedai olarak yetiştirir. Farklı yerlerden farklı kökenlere sahip olan genç kızları kaleye eğitime getirir. Hasan Sabbah, yanına Apama adında bir eş alarak kaleyi uzaktan yönetmeye başlar. Belli başlı insanlara kendisini gösterir ve odasından dışarı hiç çıkmaz. Asıl amacı kendisini yandaşlarına ulaşılmaz hissettirerek kendini yüceltmek ister. Fedailerin eğitimi çok ağır şartlar altında gerçekleşir. Din Bilimleri, Fen Bilimleri, askeri eğitim vb. dersler verilerek daha da zeki insanlar olmasını sağlar. Cariyelere de ek olarak cinsel eğitim dersleri verilir. Hiçbir şekilde fedailer ve cariyeler bir araya gelemez. Cariyelerin yanına gelen erkeklerin hepsi hadım edilmiş kişilerdir. Cinsel hazların düşünülmesi bile yasaklanmıştır. Seyduna’ya bağlı olduklarından dolayı o tür düşünlere bile girmekten korkarlardı. Bu gelişmeler yaşanırken İbn-i Sabbah asıl amacını yerine getirmek için harekete geçmiştir bile. Bir gün yakın dostlarından Ebu Ali ve Buzrug Ümit ile sohbet ederlerken onlara sorduğu soru, attığı tohumların başlangıcı niteliğinde bir girişimdi.

Müritlerin içini cennet arzusuyla doldurup, cennete kavuşabilmek için her an ölme arzusuyla yanıp tutuşmasını nasıl sağlayabilirim?”

Ebu Ali: “İnsanlık şu an olduğu gibi kaldığı müddetçe hiçbiri ölümün peşinde koşmayacaktır. Yepyeni bir insan türü yaratmadığın sürece de tüm bu anlattıkların şakadan ve çılgınlıktan ibaret olmaya mahkûm kalacaktır.” (Fedailerin Kalesi Alamut, S.228) Hasan  Sabbah hiddetle “Ben de bunun peşindeyim” diyerek dostlarını çatı katına çıkarmıştır. Arkadaşları çatıya çıktıklarında bu muhteşem manzaranın bile ölümü sevdirecek nitelikte  bir  olgu  olmadığını  söyleyerek  mübalağa  etmişlerdir. Hasan Sabbah: “Dostlarım, büyük düşünmeyin, şu kavanozlarda   yetişen   bitki  beni  emelime  ulaştıracaktır.”  Ebu   Ali şaşkınlıkla  olayların  devamını  duymak  için  sabırsızlanmaya başlamıştı bile. Hasan Sabbah dostlarına haykırarak “İşte bu cennetin  kapısıdır!”  diyerek  anlatmaya  devam  etmiştir.  “Bu bitki Hint Keneviridir. Bir keresinde Kabil’de davete katıldığımda Hint prensi bana bu bitkinin suyundan içirmişti. Onu içtiğim   an   duvardaki   kadın   figürlerinin   ben   ne   dersem yaptıklarını ve hayal aleminin çok çok ötesinde bir hayatı 1-2 dakikaya sığdırmıştım. O an kendime BEN TANRIYIM deyip ne istiyorsam onu yapmıştım.  Evreni ve bütün kâinatı yöne- ten  ve  kontrol  eden  bir  kişiye  dönüşmüştüm.  İlacın  etkisi geçtiğinde  tekrar  haplardan  almak  istedim  ama  bir  daha uzatılmadı.  Günlerce  o  ilaca  kavuşmak  ümidiyle  yaşadım. Şimdi  de  kendi  fedailerime  bu  ilaçtan  verip  onlara  kendi cennetimi sunmak istiyorum.”  Fedailerinin  bu haşhaştan alarak tamamen kendine itaatkâr olmalarını istiyordu. Bilerek fedailerin hiçbir temas veya cinsel ilişkide bulunmayanlarını seçmişti çünkü bir erkek yalnızca bir kadınla bütünleştiğinde tam oluyordu. Cariyelerin bu denli yetiştirilmesinin tek sebebi fedailer içindi. Kendilerini cennet bahçelerinde hissetmesi için cariyeleri fedailerin yanlarına gönderip hurilermiş gibi kandırmak mutlak üstünlüğün tam anlamıydı.

Hasan Sabbah bir gün dailerin en güçlülerini seçerek İbn-i Tahir, Süleyman ve Yusuf’u seçti. Bu üç gence cennet bahçelerini gösterileceği söylendi. Verilen haplar sayesinde cennete kavuştuklarını sanıp Seyduna’ya daha da fazla bağlandılar. İbn-i Tahir’e Nizam’ül Mülk’ü öldürme emri verildi. İbn-i Tahir bu görevi başarıyla gerçekleştirdi. Bu büyük ölümün etkisi dünyaca bilindi ve Hasan Sabbah’ın daha da güçlü bir lider olmasını sağladı. Melikşah’ın ölümüyle Sel- çuklu Devleti büyük bir çöküş dönemine girdi.

1124  yılında  hastalanan  Hasan  Sabbah  öleceğini  düşünerek yerini  Ebu  Ali  ve  Buzrug  Ümit’e  vererek  kendi  dünyasına çekildi.  Aynı  yılın  23  Mayıs  sabahı  hayata  gözlerini  yumdu. Suikastın  atası  olan  Hasan  Sabbah,  tarihin  ilk  teröristlerini yetiştiren biri olarak bilinmektedir.

HİLAL YEREBAKAN

Kastamonu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

Sonbahar / 2018

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
Consensus Dergisi
Consensus Dergisi 2017 yılından beri basılı ve web yayıncılığında okurlarıyla buluşmaya devam ediyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.