Dört Harfli Büyük Hazine

06.12.2020
508

“Mutlu bir aile erken bir cennettir.” diyor George Bernard Shaw.

İnsanların hayattaki en büyük şansının ailesi olduğu kanısındayım ben de sevgili okur. Bir düşünsenize; tüm kötülüklerden uzak, kale gibi sağlam, sırtınızı yasladığınız bir dağ; hatalarınızla, günahlarınızla, yargılanmaksızın açılan bir kucak… En güzel deneyimleri yaşayıp hayata atıldığınız, koşulsuz sevginin varlığını içlerinde büyürken öğrendiğiniz, dört harf kadar kısa olsa da söylemesi; koca bir tarih, hatta okumasını bilene bir destandır aile…

Şimdi bir düşünün sevginin en temiz halini, tüm sıcaklığını. Daha dünyaya ilk gözlerinizi açtığınızda tüm güzelliklerle sarmalanmış annenizin kucağında, yıllar geçse de dolu dolu bakan o gözleriyle günbegün büyüyerek yol alıp öğrenirken, güvenle kendinizi bırakıp kanat çırpmanın ne olduğunu ise babanızın sizi havaya her fırlattığında, kahkahalarla tutacağından son derece emin ve korkusuzca kollarınızı huzura açarken öğrenirsiniz. Her seferinde yerinden kalkıp yürü- meyi ise uzun kış gecelerinde ya da derde düştüğünüz  her anda o güven veren sesiyle, bir eli omzunuzda bir eliyle de gözyaşlarınızı silerken dedenizin anlattığı hayat dolu tecrübe kokan hikâyelerde, kalbinizi güzelliklerle doldurmayı ise annenin üstünde annelik yapıp gözleri hep yollarda sizi bekleyen merhameti, tatlı dili, yüzündeki o yaşanmışlıklarla sizi hep sarıp sarmalayan anneannenizle öğrenirsiniz. Teyzenizle hep genç kalmayı, deli dolu yaşamayı ve bir anne sıcak- lığını hissederken; ablanızla sırdaş olmayı, arkadaşlığı, haylazlıkları ve en önemlisi de paylaşmayı  öğrenirsiniz.  Yani tüm yaşamınız boyu çoğu şeyi farkında olmadan hep o güzel aileden öğrenir, deneyimler ve kök salarsınız. Siz bu yazdıklarımı doldurun kendi kelimelerinizle, o sımsıcak mutlu günlerinizle, kendi hikayenizle…

Ama unutmayın, tüm mutlu ailelerin hikâyesi aynıdır çünkü sevginin dili farklı olsa da anlattıkları hep aynıdır. Kimi sarılarak gösterir, kimi uzaktan izleyerek belki ama bilirsiniz ki ikisi de gerçek sevgidir. Ve gerçek sevgi koşulsuz sevgidir. Mesela sizin hangi mevkide olduğunuza bakmaz onlar, gözleriniz gülüyor mu, mutlu musunuz; ona bakar. Sizin anlattıklarınıza değil; yaşadıklarınıza, kahkahalarınızın ardındaki gözyaşlarınıza, dilinizin söyleyemediklerine ise kalpleriyle bakar onlar. Bu dünyanın tüm ikiyüzlülüğünün içindeki en samimi parçalarınızdır onlar. Bazen bir kase çorbayı birlikte kaşıklarken o senden daha fazla içsin diye elini hep geriye çekmekte, tüm heyecanlara birlikte koşmakta, en  kötü  günün sabahına kadar birlikte uyumamak da dahildir aile olmanın sevdasına.

Şimdi diyeceksiniz ki mutlaka kan bağı mı lazım? Biz mi seçiyoruz sanki ailemizi? Ya şanssız doğanlarımız ne olacak? Hayır. Kan bağı gerekmez aile olmaya, bakın ne diyor Fletcher Christian: “Vatanınız için kan, arkadaşınız için göz- yaşı; ama aileniz için ter dökün.” Evet, doğru. Ter dökmek gerek aile için; çünkü aile emektir, kabulleniştir, sevginin gücüyle birleşen, birlikte çarpan kalplerdir. Birlikte ağlayabiliyorsanız işte o sizin ailenizdir. Böylesine kutsalken aile olmak, hayatın bizi bir yaprak gibi oradan oraya savurmasıyla, bitmek bilmeyen meşguliyetlerle ve her gün yenisi eklenen uğraşlarla boğuşmamızdan kaynaklı olacak ki bir telefon açmayı ya da küçük kaçamakları bile unutuyor oluyoruz. Hep sıkıştırıyoruz görüşmeleri. Hâlbuki hepimizin unuttuğu ya da hatırlamak istemediği bir gerçek var: “Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesleri…” diyerek bizi bu gerçekle yüz yüze getiriyor Beyazidi Bestami.

Biz hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken bazı şeyleri de ıskalıyoruz sevgili okur. Yıllar geçip giderken her geçen yıl biraz daha hüzün bırakıyor arkasında. Takvimlerden dökülürken yapraklar bir bir o eşsiz ailenin her ferdinden de bir şeyler alıp gidiyor. Saçlarının renginden, o güçlü bedenlerinden, sağlıklarından… Ama insan ya bu, kabullenemiyor işte. Varlığını bile bile yaşasak da bize hiç dokunmazmış gibi gelen bu acı sonu cümle içinde bile kullanmaya korkuyoruz. “Aman dağlar başına, yok o daha çok genç, bizden uzak olsun…” diye diye uzaklaştırdığımızı sanıyoruz. Hâlbuki hepimiz biliyoruz ki yaşamla ölüm kol kola gezen ikiz kardeşler. Düşünmeyerek uzaklaştırabilseydik keşke. O yüzden diyorum ki hayat kısa ve maalesef bizim kendimizi üzdüğümüz, uzun uğraşlar verdiğimiz, uğruna gece gündüz çalıştığımız her şey bu büyük değerlerin yanında birden değersizleşebiliyor. Her şey bir anda anlamını yitirebiliyor. Gerçek acıdan bahsediyorum size ürettiğimiz o basit acılardan değil. “Beni neden aramadı? Neden gelmedi?” gibi sadece boş bir kurgudan ibaret olan geçici kalp kırıklıklarından değil. Acı kavramının en büyük örneği hepimizin tadacağı “ölüm”. Kalbinin nasıl acıdığını, boğazındaki o düğümleri, titreyen ellerini, korkunu, çaresizliğini doruklar- da hissettiğin duyguların en ölmezi. Bu yüzdendir ki ertelemeyin, gidin, sevin, sarılın, öpün, sevdiğinizi söyleyin.

Aileyi ayakta tutan sevgi ve emektir. O sevgiyi vermekten, söylemekten çekinmeyin. Çünkü yarın olur belki ama siz olmazsınız ya da siz gidersiniz belki ama aradığınız olmaz. Diyeceğim o ki geç olmadan yetişmektir mesele. Kaybetmeden bilmek gerek değerini. Bizi sımsıkı sarıp sarmalayan aile yapan bu güzel insanlara her gün şükür gerek. Şu kısa hayat molasında üzmemek, üzülmemek ve kırmadan, dökmeden sevmek gerek. Birbirine hiç ayrılmamacasına kenetlenmek gerek. Diyor ya şair: “Üzmeyin, birbirinize küsmeyin, toprağını öpünce zorunuza gider.” Sakın yer vermeyin keşkelere. Çünkü hayatın size verdiği en kıymetli hazine; sevgi- sinden asla şüphe duymadığınız, kokusunda cenneti bulduğunuz anneniz, sırtınızı yaslayıp gölgesinde huzurla nefes aldığınız babanız, kapılarını asla kapamayacağını bildiğiniz, her şeyi yanında öğrendiğiniz yılların eskitemediği ulu çınar dedeniz ve kolları size hep açık olan asaleti, iyiliği ve tüm güzelliği yüzünden okunan bir papatya kadar narin bir anneanneniz sevgili okur.

Son olarak

Cemal Süreya’nın bu satırları da aklınızdan çıkarmayın hiç!

Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum.

Diyeceğim o ki sevgili okur,

benim bembeyaz kır papatyam öldü, kör oldum. Siz siz olun,

şimdi kıymetini bilip sımsıkı sarılın onlara. Var olun!

ASENA BADEL DÖNMEZ

Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi

Sonbahar / 2018

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.