Bir Metabolizma Felaketi

15.12.2020
306

Diyabet  yani   şeker   hastalığı  (Diyabetes  Mellitus) toplumun  %1-2’sinde  direkt  olarak  görülen  ayrıca %7’sini etkileyen bir hastalıktır. Ki bu rakamlar bir hastalığın insidansı (Görülme sıklığı) için azımsanmayacak  kadar  yüksektir.  Peki  diyabeti  bu  denli  önemsenmesi gereken bir halk sorunu yapan mekanizması nedir? (Ki biz  buna  hastalığın  patogenezi  diyoruz.)  Diyabetin  patogenezi, diyetle aldığımız karbonhidratların yıkım ürünü (Yapı- taşı) olan glikozun kandan dokulara ve hücrelere geçemeyip kandaki  konsantrasyonunun  artmasıdır  (Hiperglisemi).  Ve bu durumun çeşitli komplikasyon ve semptomlara yol açma- sı  diyabeti  meydana  getirir.  Diyabet  teşhisi  için  en  önemli tanı  yöntemi  kan  glikoz  seviyelerine  bakmaktır.  Kandaki normal  değeri  70-120  mg/dl  olan  glikoz  düzeyinin,  rastgele ölçülen   zamanlarda   200   mg/dl’nin,   açlık   zamanında   126 mg/dl’nin ve oral glikoz tolerans testi (OGTT) 2. saat değeri olarak 200 mg/dl’nin üstünde çıkması diyabet için tanısaldır. Diğer bir tanı yöntemi ise HbA1c değerinin %6,5 ve üzerinde olmasıdır.

Kan glikozunun verilen değerlerin üstüne çıkmasının (Diyabet) nedeni ise glikozun kandan hücre içine geçişinde anahtar  görevi  yapan  ve  hücre  yüzeyinde  bulunan  reseptörlere bağlanan  insülin  adlı  hormonun  çalışmasında  ortaya  çıkan sorunlardır. Burada ise diyabetin iki çeşidi karşımıza çıkıyor: Tip 1 ve Tip 2 Diyabet.

Tip 1 diyabet tüm diyabetlerin %10’unu oluşturur. Nedeni ise otoimmünite (Vücudun kendine karşı bağışıklık geliştirmesidir. Tabi otoimmünite için genetik yatkınlığın olması gerekir. Bu tipin patogenezi ise insülinin hiç olmamasıdır. Her yaşta görülebileceği  gibi  en  çok  okul  öncesi  ve  puberte  (Ergenlik çağı)  döneminde  görülür.  Bu  tipte  karaciğer,  kas  ve  yağ dokusuna besin (Glikoz) girişi azalır ve bu dokulardan dolaşıma  glikoz,  aminoasit,  ve  yağ  asidi  geçişi  olur.  Yağ  asidi artışı diyabetik ketoasidoz durumuna yol açar.

Tip  2 diyabet tüm olguların %80-90’ını  oluşturur. Çoğu  zaman  obezite  ile birliktedir.  Şöyle  ki obezite  ve Tip 2  birbirlerinin  sebebi  olabilirler.  Bu  tipte  patogenez  ise  Tip  1’deki kadar olmasa da insülin azlığı; en çok ise var olan insülinin işlev  görememesidir.  Yani  hücre  yüzeyindeki  insülin  reseptörlerindeki  cevapsızlık  (İnsülin  direnci)  sonucu  glikozun hücre içine girememesidir.

Tip  1  ve  Tip  2  diyabetin  ayrımından  bu  kadar  bahsettikten sonra her iki tipte de görülen genel bulgulardan bahsetmek istiyorum.

Diyabetin vücutta yol açtığı en sık bozukluk aterosklerozdur (Damar sertleşmesine bağlı damar tıkanması). Ateroskleroz, diyabette en sık ölüm sebebi olan koroner damar tıka- nıklığına bağlı kalp krizine (Myokard Enfarktüs-MI) neden olur. Ayrıca ateroskleroz alt ekstremitelerde (Alt iki bacak) kangrenlere bu da amputasyonlaran (Uzvun kesilmesinden) olur.

Nöropati ise sinir sistemi tutulumudur. Nöropatide mesane ve barsak fonksiyon bozukluğu ve alt ekstremitede ani ayak düşmesi gözlemlenir.

Nefropati diyabette ölüm sebebi olarak kalp tutulumundan sonra gelir. Diyabetin bir diğer bulgusu ise göz tutulumudur. Bunlardan en sık olanı göz damarlarında kanama olan retinopatidir. Ve tabii ki de saydığım bu klinik bulguların dışın- da günlük yaşamda öne çıkan bulgular da mevcut. Bunlar ise poliüri (Sık idrara çıkma), polidipsi (Sık su içme) ve polifajidir (Sık yemek yeme).

Peki tedavi? Öncelikle spor ve düzenli egzersizle obezite ile mücadele  edilmeli. Bunun  dışında  tabi ki  de etki  sürelerine göre direkt insülin preparatları veya insülin salınımını arttıracak ya da insülin direncini kıracak antidiyabetik ilaçlar gibi medikal  tedaviler  mevcut  ama  burada  beslenme  tedavisine değinmek  daha  yararlı  olacaktır.  Beslenmede  enerji  değeri azaltılmış veya enerji içermeyen tatlandırıcılar kullanılabilir. Trans  yağ  tüketimi  azaltılmalı.  Doymuş  yağ;  toplam  kalorinin  %7  sinden  az,  kolesterol;  günlük  200  mg’ın  altında, protein;  günlük  kalorinin  %15-20  si  kadar  ve  tuz  günlük  2 gramın  altında  olmalı.  Haftada  2  veya  daha  fazla  porsiyon balık tüketilmeli. İhtiyaç olmadıkça vitamin ve mineral takviyesi gerekmiyor. Bunun dışında günlük karbonhidrat alımına dikkat  edilmesi   ve   günlük   130   gramın   altına   inilmemesi gerekiyor.

Diyabet ana hatlarıyla bu şekilde. Tabii ki de ayrıntıları var. Çok geniş ve karmaşık bir konuyu kısa ve anlaşılabilir bir şekilde anlatmaya çalıştım. Umarım diyabet konusunda sizlere bir şeyler katabilmişimdir. Bir sonraki sayıda görüşmek üzere, saygılarımla…

TANER BARAN

Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Tıp Fakültesi

Sonbahar / 2018

REKLAM ALANI
YAZAR BİLGİSİ
Taner Baran
İlk ve ortaöğretimimi Tekirdağ'da tamamladım. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisiyim. Consensus ailesiyle 2018 yılında tanıştım.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.